Bir de doğum günümde oturup Marilyn Monroe’nun hayatını sonra Amélie’yi falan seyrederim, biramı içer kendi kendime şiir okurum oh mis.
yalancı tavrımı sikeyim.
yalancı tavrımı sikeyim.
goooooooood morning, vietnam! hey, this is not a test! this is rock and roll! time to rock it from the delta to the d.m.z.!
Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
iki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
sonrası iyilik güzellik.
Cemal Süreya (1954)
“Kalbimin atışını duyuyordum. Acaba polis kovaladığı için mi böyleydi yoksa
aşık olduğumdan mı bilmiyorum.”
The Dreamers
kolay ölümler yavaşlatır zamanı
ağır ağır soyunursun,
göğüslerin uzaklardan bir anı
kanamalı bir ilkbahar sabahı,
çarpık bir hüzünle istasyona yanaşan
buharlı bir kara tren bacaklarının arası
nemli, hep buharlı, isli ve suskun
kanattığı yerden başlar onarılmaya
buruşturup atar geçtiği rayları
katili bulunana dek her ceset masumdur
morardıkça güzelleşir, koktukça çürütür aşkı
Altay Öktem
Seni sevmek kadınlığımı, bedenimi ve hazzı ilk defa seninle kesfetmekti. 17 yıldır sanki sadece senin için sakladığım bedenimi, en ufak bir tereddüt duymadan ve beklentisiz bir sarhoşlukla sana sunmaktı… Her dokunuşunda kutsal bir ayinin o sıcak ve tatlı şarabını yudum yudum içer gibi…
Şizofren Aşka Mektup
Cezmi Ersöz
Müziği duymama engel olmaya çalışıyorlar ama yalnız olduğum anlarda müzik içimde yükselir. Sanırım bunu dışa vurmayı öğrenirsem beni duyabilirler.Benim olduğumu anlar ve beni bulurlar.(August Rush)
“Yazmak bir boşalma biçimiyse ben içinize boşalıyorum.” demişti Altay Öktem
İşte o zaman en sevdiğim şair olmuştu o zaman şiiri anlamıştım, şiir de beni.
Her yazısında insanın içine boşalan ve sınırlarını aşmış harika bir kalemi var. İyi ki var!